Zekat Nedir Zekat Bahsi

Zekat Bahsi Okuyalım İnşaALLAHcc


Ve dahî, zekâtın farz olmasına delîl, Bekara sûresinin kırküçüncü ve yüzonuncu âyet-i kerîmeleridir. 

Ve dahî, oniki kimseye zekât verilmesi câiz değildir: 


Mecnûn olana, Meyyitin kefenine, Kâfire, Zenginlere, Usûl ve fürûuna, Zevcesine, Kölesine, Mükâtebesine, [Efendisine belirli bir mikdâr para vermekle âzâd olacak köle.] Müdebberesine, [Efendisi ölünce âzâd olacak köle.] Kadının, kocasına zekât vermesi ihtilâflı olup, esah olan vermemekdir. 

Ve dahî bir kimseyi yabancı sanarak, evlâdı çıksa ve müslimân sanarak, kâfir çıksa, bunlara zekât verilmez ise de, bilmiyerek verilmiş olduğu takdîrde, -esah olan- iâde etmez.

Zekâtı sekiz kimseye vermek lâzımdır: 


1- Istılâh-ı din üzere miskîn olana, 

2- Kurban nisâbına mâlik olmıyan fakîrlere, 

3- Borclu olan müslimâna, 

4- Zekât malı ve uşr toplamağa me'mur olan kimseye (ücret mikdârında), 

5- Memleketinde zengin olsa bile, bulunduğu yerde fakîr olana, 

6- Cihâd ve hac yolunda muhtâc kalana, 

7- Âzâd olması için efendisine belli para ödemesi lâzım olan köleye, 

8- Müellefe-i kulûb denilen kâfirlere, ki bunlar şimdi yokdur. 

Nafakadan fazla, fekat kurban nisâbından az malı olana (fakîr) denir. Ma'âşı kaç lira olursa olsun, evini idârede güçlük çeken her memûr, zekât alabilir ve kurban kesmesi, fıtra vermesi vâcib olmaz. Din bilgilerini öğretmekde ve öğrenmekde olan, kırk senelik nafakası olsa da, zekât alabilir. Zekât parası ile câmi', cihâd, hac yapılmaz. Meyyite kefen alınmaz. Zenginin küçük çocuğuna, kendi analarına, babalarına, çocuklarına, zevceye verilmez. Kardeşlere, geline, dâmâda, kayın valde, kayın pedere, hala, amca, dayı, teyzeye vermek dahâ sevâbdır. Fakîre nisâbdan az verilir. Fekat, çoluk, çocuğu da varsa, herbirine nisâb mikdârı düşmiyecek kadar çok verilebilir. Mâlını isrâf edene, harâmda kullanana verilmez. Seyyidler, şimdi ganîmetden haklarını alamadıkları için bunlara da verilir. 

Zekâtın farz olmasının şartı altıdır: 

HADİSLERLE ŞABAN AYI 2016 - 1437

ŞABAN-I ŞERİF

Bu sene (2016) 7 Mayıs Cumartesi’yi 8 Mayıs Pazar’a bağlayan gece Şaban Ayına girdik, inşa'Allah. Şaban-ı Şerif, hicri ayların sekizincisi ve mübarek üç ayların ikincisidir.  Şaban'ın kelime anlamı; çokça dallanıp budaklanarak büyüyüp gelişen demektir. Şaban ayında, İslam tarihi açısından önemli olaylar gerçekleşmiştir; hicretin ikinci yılında kıble Mescid-i Aksâ'dan Mescid-i Haram'a çevrilmiştir, Ramazan orucu farz kılınmıştır. Berat gecesinin bu ayın on beşinci gecesine isabet etmesi de Şaban ayına ayrı bir ulviyet kazandırmıştır. Şaban ayının diğer aylardan üstünlüğü, Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diğer peygamberlere üstünlüğü gibidir. Şaban-ı Şerif’i bu idrak ve şuur ile ihya edelim, inşaAllahu Rahman.

Peygamber Efendimiz (sav) hadisleri Hakkında Önemli Bilgi

1. Arz Konusu Hakkında Bilgi
Kur'an-ı Kerim ve Sünnet’in aynı kaynağa dayandığı, ikisinin de vahiy olduğu Hz. Peygamber (asv)’in hata üzere devam etmeyeceği gibi hususları göz önünde bulundurduğumuzda, ikisinin de birbirine zıt olmayacağı hakikati ortaya çıkar. Bu sebeple Hz. Peygamber (asv)’e isnad edilen her şeyin Kur'an-ı Kerim’e uyup uymadığı meselesi gündeme gelmiştir. Bazıları, "Biz rivayet edilen hadislere bakarız, eğer Kur'an’a uygunsa alırız, değilse almayız." diyor ve bu iddialarına da hem Hz. Peygamber (a.s.v), hem de sahabe uygulamalarından deliller getiriyor.

Peygamberimiz (asv)'e isnad edilen, “Benden size gelen şeyi Allah’ın Kitabına arzedin. O’na uygunsa ben söylemişimdir. Şayet ona uygun değilse ben söylememişimdir.”(1) Sözünü esas almışlar ve herhangi bir hadisin sıhhatine hükmetmek için Kur'an’a uygunluğunu şart koşmuşlardır. Bu anlamda yapılan işe “arz” denilmiştir.

Arz fikrinin, Arz hadisine dayanarak, Hz. Peygamber (asv)’e dayandıranlar olduğu gibi, bu hadisi zındıkların uydurduğunu, dolayısıyla mevzu olup amel edilemeyeceğini savunanlarda vardır.

Peygamberimiz (a.s.v) bazı durumlarda bir hükmü söyleyince arkasından o hükümle ilgili bir ayet okumuştur(2). Bu tarz bir uygulama hadislerin Kur'an’a arz edilmesine dayanak kabul edilmiştir. Arz olayını kabul etmeyenler ise bu rivayetlerin müdrec(3) olduğunu dolayısıyla konuya delil olamayacağını söylerler.

Hz. Ömer (ra)’in, Fatıma bnt. Kays’ın rivayetine “Biz unutup unutmadığımı bilmediğimiz bir kadının sözüyle Allah’ın Kitabını ve Resulünün sünnetini terk edemeyiz.”(4) sözünü ele alıp, sünneti Kur’an’a arz ederdi denilmesini düşünmek gerekiyor. Zira, bütün hadislerin yeniden gözden geçirilip Kur'an’a uyanlar alınmalı uymayanlar atılmalı anlayışı ile Hz. Ömer (r.a)'ın bu tavrı birbirine zıttır. Hz. Ömer (r.a) ilk defa duyduğu bir sözü Kur'an ve sünnetin tamamına bakarak değerlendiriyor. Arz anlayışını aşırılığa görütenler ise sünnetin kaynaklığını reddedecek bir uslupla yaklaşıyorlar.

Bazı hadislerin Kur'an’a arz edilmesini benimseyenlerin gösterdikleri delillerden biri de Hz. Aişe (r.anha) validemizin bazı uygulamalarıdır. Zerkeşi, onun sahabeye olan bazı reddiyelerini bir eserde(5) toplamış, bunlardan bir kaçı şöyledir.

Ebu Hureyre (r.a) ın rivayet ettiği “Veled-i zina, üç şerlinin en şerlisidir.”hadisini duyunca, "Allah Ebu Hureyre’ye rahmet etsin. O hadis bir münafık hakkındadır ki, Resulullah’a çok eziyet ediyordu. Onun kim olduğunu sordu, “veled-i zinadır.” dediler. O zaman işte böyle buyurdu. Yoksa Kur'an; “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” derken, Resulullah nasıl böyle buyurur."(6). Yani zina eden kadın ve erkek suçludur. Zina mahsulü bir çocuğun suçu yoktur.


Dikkat edilirse, Hz. Aişe (r.a) önce olayı tashih ediyor, ve yanlış anlaşıldığını ifade ediyor, sonra da Kur’an ile Sünnet’in bütünlüğü, aynı kaynaktan geldiği açısından birbirine zıt olmayacağını ifade içinde sünnette gelen hükme uygun bir ayet zikrediyordu.